top of page

Ümmetin Nazenin Çiçeği: Endülüs

Güncelleme tarihi: 14 Şub 2023

W Endülüs (Arapça: الأندلس ‎ al-andalus), 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası'nda Arapların etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir.



1. Endülüs’ün Kısa Siyasi Tarihi


İspanya toprakları, 711’de başlayan ve 735’te biten hareketle tamamen fethedildi(1). Fethi kolaylaştıran birkaç etkenden bahsedilebilir:

Vizigot krallığının zayıflığı, taht verasetiyle ilgili üst tabaka arasındaki fikir ayrılığı, üst tabakanın sahip olduğu imtiyazlara karşı toplumun diğer kesimlerindeki memnuniyetsizlik ve bununla bağlantılı olarak orduya duyulan güvensizlik, son olarak da Yahudilere yapılan zulüm(2). Vizigot hâkimiyetinde zulme uğrayan Yahudiler, aktif olarak Müslüman fethinde bulunmuş ve sonraları da herhangi bir isyan girişiminde bulunmamışlardır(3). Devlet baskısı altındaki Aryanların (Muvahhid Hıristiyanlar) etkisini buna eklemek mümkün(4).

Endülüs’te Müslümanların hâkimiyet kurmasında ve İslamın kabul edilmesinde oluşturulan bir baskı ortamından çok, ikna(tebliğ) çalışmalarının etkili olduğu söylenebilir. İslam, İspanya’da askeri bir zaferle değil de kültürel bir dönüşümle galip gelmiştir(5). Bunun, bugün kullandığımız tabirle bir “kültür ihtilali” olduğunu söylemek de mümkün.(6)

Roger Garaudy’in tabiriyle Endülüs’te İslam’ın gelişmesi özgürleştirici İslam’ın belirgin bir özelliği olarak ön plana çıkarken, duraklamanın ve çöküşün nedeni olarak Maliki fukahanın donuklaştıran hoşgörüsüzlüğü ve katılığı, tek tipleştiren yaklaşımı gösterilir. Bu durum toplumun birçok kesimi tarafından mevcut hükümetin yalnızlaştırılmasını doğururken, hükümeti dışarının topyekûn saldırılarına da açık hale getirmiştir.

Kavmiyetçilik hastalığı, kişisel hırslar, toplumsal uzlaşı zemininin zayıflaması reconquıstanın (yeniden fetih) başarılı olmasına ve yaklaşık 800 yıl süren Müslüman egemenliğinin bitmesine neden olmuştur.(2 Ocak 1492)


2. Başlıca İlim Merkezleri ve Özellikleri


Kurtuba


Endülüs’ün fazilet sahiplerinden Ebu Muhammed bin Atiyye’nin şiiri Kurtuba ruhunu yansıtmada dikkate değerdir:

Kurtuba’da dört kısım hıçkırığa boğuldu\Kantare vadisi ve beraberindekiler, bunlar ikisiydi\Zehra’da üçüncüsü \İlim en yücesiydi ve o da dördüncüleriydi.



Şüphesiz dünya dengesinin sağlanmasında, dağların hayati bir etkisi vardır. Fakat malumdur ki her dağın etkisi, büyüklüğü, heybeti aynı değildir. Dağ vardır ruha can verir. Heybeti gururlandırır, insana güven verir. Kimilerine ise korku…

Kurtuba bu anlamda ümmetin en heybetli, en büyülü dağlarındandır. Sadece ümmetin değil tüm insanlığın…


Kurtuba, Mervaniye devletinde ‘İslam’ın kubbesi’, âlimlerin toplandığı yer idi. Onlar hilafetin yatağından istikrar kazandılar. Kurtuba, kerim insanların merkezi ve âlimlerin madeni idi. Endülüs bir beden ise, Kurtuba onun başı hükmünde idi(7).

Arap coğrafyacılara göre yalnız Kurtuba şehrinde iki yüz bin hane, altı yüz camii şerif (kimine göre bin) (8), beş yüz hastane, sekiz yüz medrese, dokuz hamam, 70 kütüphane bulunduğunu ifade ederler(9). Nüfusunun ise bir milyon olduğu ifade ediliyor(10).

Kurtuba şehrinin çevresinde üç bin mamur köy vardı. Her köyde şer’i hükümlere vakıf muteber bir kadı bulunurdu. İmam Malik’in ‘Muvatta’ adlı kitabını ezberlemeyeni veyahut hafızasında on bin hadisi şerif olmayanı bu köye yönetici yapmazlardı(11).

2. Hakem Kurtuba’nın merkezinde ilim erbabı için bir çarşı(suk) tesis ettirerek burayı dünyanın dört bir yanından gelen kitaplar ve kitap meraklıları için buluşma mekânı haline getirmişti(12). 2. Hakem, devrinin büyük âlimlerine, kitaplarının ilk nüshası karşılığında binlerce altın öderdi.


Medinetü’l Zehra:


Başkent Kurtuba’nın yönetim merkezi olarak dar gelmeye başlaması üzerine, yönetim merkezi olarak inşa edilen bir şehirdir.

Samarra Abbasiler için ne anlama geliyorsa, Kurtuba’nın 8 km uzağındaki Medinetü’l-Zehra saray kompleksi de Endülüs Emevileri için o anlam ve öneme sahip olmalıdır(13).

Meliklerin oturduğu yer olarak da nam salan bu şehir, yönetim merkezi olmasının yanında bir ordu merkezi özelliği de gösteriyordu. Ülkenin bir nevi ordu karargâhı…

Kurtuba’nın yeni yönetim merkezi olan Medinetü’l Zehra’nın Kütüphanesi yüksek ilimlerin tahsil ve tedkik edildiği bir yerdi. Burası müstensihler (kitap kopya edenler), mücellitler (ciltçi) ve müzehhiblerle (tezhib sanatları), kısaca kitap ve kitap sanatkârlarıyla dolup taşmıştı (14).


Tuleytula:


Toledo ya da Tuleytula şehri, daha çok bir tercüme merkezi olarak rol oynamıştır.

Arap yazarlar, Vizigotların Toledo’da bir tür “Beyt el-Hikme” ye (Bilgelik Evi) sahip olduklarını söyleseler de bunun, daha sonraki dönemdeki Bağdat’ın ünlü Beyt el- Hikme’si ile hiçbir ilişkisi yoktur. Burası Klasik Latin ve Yunan eserlerinin yer aldığı dini bir kütüphane idi.(15)

Tuleytula çeviri faaliyeti, Abbasiler dönemindeki Beytü’l Hikme’den sonraki en kapsamlı tercüme etkinliği olarak bilinmektedir. İslam medeniyetinin inşasında Beytül Hikme’nin işlevinin bir benzerini Tuleytula Tercüme Okulu, Batı medeniyetinin oluşum sürecinde gerçekleştirmiştir.


Bu okulun mütercimleri, sadece metinlerin değil, aynı zamanda kültürün de çevirisini gerçekleştiren aktörler olmuşlardır.(16)


Tuleytula 1085’te düştükten sonra da çok sayıda sanatkârla beraber bazı âlimler de orada kalmıştır. İslam bilim ve felsefesinin Avrupa’ya taşınmasında bu şahıslar önemli rol oynamışlardı.1248’den sonra da Hristiyan krallıklarında çok sayıda Müslüman vardı.(17)

Müslümanların elinden çıktıktan sonra da Endülüs’le ilmi bağlarını devam ettiren Tuleytula, Batı’daki reform ve Rönesans hareketlerine merkezilik yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle İbni Rüşd okumaları ile eleştirel düşünme yetisi gelişen Batılı bilginlerin, kilise sorgulamalarını önemli oranda beslediğini, harekete geçirdiğini Batılı bilginler bile itiraf etme gereği duymuşlardır.


3. Endülüs’te Musiki, Sanat ve Mimari


İslam öncesi İspanya’sında yaşayan Sevillalı İzidor’un müzikle ilgili yaklaşımları dikkate değerdir. Ona göre musiki olmadan hiçbir bilim dalı mükemmel olamaz. Ve kâinatta her şey musikinin ahenk ve ritmi sayesinde bir araya geldiğinden, insan aklı bizzat eşyanın (nesnelerin) kendisine verdiği bu örneği benimsemezlik edemez.


O yüzden de İzidor’a göre insanın musiki matematiğini öğrenmesi gerektiğini, bunu bilmemenin alfabenin harflerini bilmemek kadar ayıp olduğunu dile getirir(18).


2. Abdurrahman döneminde Bağdat’tan gelen Kürt asıllı Ziryab (Karakuş) lakaplı Ebu Hasan Ali İbn Nafıh’ın Kurtuba’ya gelişi bir dönüm noktası olur. İbni Haldun’un deyimiyle; ”İspanya’ya miras olarak o, musiki bilgisini bıraktı. Ziryab, Kurtuba’da Batı’nın ilk ‘musiki konservatuvar’ını kurar. Yine Endülüs’e Fars ve Bizans geleneğini getirerek, sadece yeni bir sanat şeklinin (19) değil, yeni bir hayat tarzının da başlatıcısı olur (20).


Endülüs mimarisinde Hz Peygamber’in Medine’deki evinin yapısındaki ana temanın önemli bir etkisi vardır: Bütün binanın düzenleyici unsuru olan üstü açık avlu, üstü örtülü, fakat avluya açık bir revak ve evin bütün çevreye dizilmiş çeşitli odaları…(21)


İslam sanat düşüncesi görüntüleri putlaştırmamakta; bunların arka planına, yani görüntüleri bir projeksiyon makinesinde veya gölge oyunundaymışçasına hareket ettirene, ebedi Bir’e nüfuz etmektedir (22).

10. yüzyılda Endülüs’te sokakların lambalarla aydınlatıldığı, içinde musluktan suların aktığı hastaneler vardır. Hidrolik mühendisliğinde uzmanlaşmaları sayesinde kemerli suyolları yapabiliyor, bu sayede dağların eteklerinden başkent Kurtuba’ya su getirebiliyorlardı. Yine bugünkü gibi şehirlerde kanalizasyon sistemleri mevcuttu ve yağmur suları sokaklardan kolayca çekilip gidiyordu. Aynı dönemde Avrupa’nın Paris, Londra gibi şehirleri geceleri zifiri karanlıkta batak ve çamur içindeyken Endülüs şehirleri ışıl ışıl ve tertemizdi (23).

Mimarideki dünya görüşü ağırlığının bahçe anlayışında da merkeze alındığını görüyoruz. Müslümanların bahçe anlayışı, akan su ve havuz esprisi üzerine kurulmuş olup dinlendirici bir atmosfer yaratma amacı ile planlanmaktaydı (24).


Kurtuba Camii


Kurtuba şehri ümmetin ve insanlığın kandili ise Kurtuba Camii de bu kandilin ruhudur. Mimarisi ile fonksiyonu ile…

Nitekim Kurtuba Camii’ne Endülüs zamanında altı farklı kapıdan girilebilirken, cami avlusuna bugün sadece ismi “ Af Kapısı “ olan büyük kemerli bir kapıdan girebiliyor. Maalesef diğer kapılar şehirdeki Hristiyanlar tarafından ele geçirilince duvar örülerek kapatılmış, neticede her yolun merkezdeki camiye çıktığı şehir planı da bozulmuş.


Camideki sütunların yarattığı sonsuzluk duygusu İslam’daki “süreklilik” inancının sembolleşmesi olarak gösteriliyor (25).


Cami, 120x120 m boyutunda, bir kare şeklinde idi. Karenin iki (kolu) biraz ileriye doğru uzanıyor. Bu kolların uzunluğu 135 metreyi buluyordu. Bu uzanan iki kol, binanın esas gövdesinden çıkan kısımları arasında, bir açık avlu meydana getirmişti. Caminin içinde her biri 10 m yüksekliğinde 1419 sütun bulunuyordu. Bu sütunlar dünyanın en mükemmel mermerlerinden yapılmıştı. Sütun tepelerindeki kemerler, birkaç renkli mermerden parça parça meydana getirilmişti. Camiye girince, insanın gözü bir sütun ormanında kayboluyordu.


Elhamra Sarayı:


Biz Elhamra ‘da İslam sanatının mükemmelliğinin zirve noktasını, aynı zamanda kuğusunun son ötüşünü (ölümden önceki son şaheserini) buluruz.(26)

Sarayın içinde, öncelikle Aslanlı Avlu’da zariflik ve genişlik, rahatlık ve güçlülük, birbiri ile uyum içinde kaynaşmıştır. Yüz yirmi dört ince mermer sütunla desteklenmiş revakların arasında orta yerdeki Aslanlı Avlu’da stilize edilmiş on iki mermer aslan, yine beyaz mermerden bir çeşmeyi korumaktadır. Ustalıkla tasarlanmış hidrolik bir su saati işlergesiyle donatılmış bir havuzdaki yuvarlak bir kaide(zemin) çevresine yerleştirilmiş her bir aslandan birinin ağzından o zamanlar sırayla ve bir saat boyunca su akar, buna bakarak da günün zamanı yaklaşık olarak anlaşılabilirmiş. Reconquista(Yeniden Fetih) sırasında Hristiyanlar bunun nasıl çalıştığını anlamak için, içini açıp mekanik parçaları dışarı çıkarmışlarsa da ondan sonra yeniden çalıştıramamışlardır(27).

Elhamra, dış görüntüsü itibariyle oldukça sadedir. İç kısımlarında ise İslam sanat birikiminin zirvesine ulaşacak bir süslemecilik örneği mevcut. Tasarım mantığı İslam’daki ”mahremiyet” anlayışının mekâna yansımasıdır adeta:


Dışarıdan çok sade ve azametli ama içeriden zengin, uyumlu ve zarif (28).


İslam’ın süzgecinden geçerek zenginleşen Pisagor matematiği ve Öklid geometrisi Endülüs’teki usta ve zanaatkârların uygulamaları ile mimari formların biçimlenmesinde etkili olmuştur. Doğu ve Batı sanatları İslam çatısı altında ilk defa bu kadar geniş bir yelpazede değerlendiriliyordu(29).

Diğer yapıtlar daha ziyade insanın üst âleme yükselişini ifade etmekteyken, Elhamra’nın incecik sütunları, süslü ve muazzam üst yapısı ölümsüz değer ve öneme sahip üst âlemden inişi ifade eder(30).

Başka ne denilebilir Elhamra’yı anlatmak için. Toparlayalım:


Elhamra, birden fazla anlamda bir taş kitaptır(31).


4-Endülüs’ün Bilginleri, Eserleri ve Uğraşı Alanları


Ebu’l Kasım Ez-Zehravi(936-1013): Kurtuba civarındaki Zehra’da dünyaya gelen Zehravi, bütün zamanların en büyük cerrahlarından biri olarak kabul edilmiştir. Cerrahinin müstakil bir bilim haline gelmesi onun sayesindedir. İlk fıtık ameliyatını yapan bilgin olarak bilinir (32). Cerrahlıkla ilgili kitapları, hem kendisinin icat ettiği aletlerin çizimlerini, dağlama uygulamasını, göz hekimliğinden kadın hastalıklarına kadar uzanan ameliyatların klinik tanımlarını, hem de kırık çıkıkları yerine yerleştirmenin bir yöntemini ihtiva eder (33). Eserleri beş yüzyıldan daha fazla bir zaman boyunca bütün Avrupalı cerrahların başvuru kaynakları olmuştur. Başlıca eserleri: Cerrahlık konusunda et-Tasrif, eczacılık dalında Düstur’us- Saydale’dir (34).


Kurtubalı İbni Meserre (883-931): İbni Meserre’de Doğu ile Batı felsefesinin bir nevi sentezini görmekteyiz.

İspanya’da İslam düşüncesinin çıkış noktasını belirlemek yani Kurtubalı İbn Meserre felsefesini anlamak için, Avrupa’daki bütün İslam felsefesinin öncüsü olan İbn Meserre’nin kaynaklarını bulup ortaya koymak ve özgünlüğünü tespit etmek gerekir (35). Bilinen eserleri: Risaletü’l- İ’tibar, Havassu’l Huruf, Kitabul Tevhid’i-Mukinin, el- Münteka min Kelami Ehl’i Tüka adlı kitaplardır.


Kurtubalı İbn Hazm: (994-1064) Endülüs’te yetişen bilginlerin içinde en çok bilinenlerdendir.

Eserlerinde esas itibariyle üç meseleyi ele alır. Her birine verdiği cevapla da Batı’daki İslam düşüncesine yeniden hayat kazandırmaya çalışır:

1-Aşkın anlamı. Bunu “Güvercin Gerdanlığı” kitabıyla yapar. Bu eserde İbn Hazm; aşkın tek parça olarak yaratılmış ruhun, iki eşit parçasının yeniden birleşimi olduğu şeklindeki görüşü ifade eder; fakat ona göre bu iki ruhun birbirini tanıması maddi cazibe yoluyla gerçekleşiyordu (36).

2-Hukuk-Fıkıh: Bunu da özellikle Kitabü’l –Muhalla eseriyle gerçekleştirir.

3-Mukayeseli dinler tarihi: Kendisinin de öncüsü olduğu bu dalı da Kitabü’l Fasl fi’l-Milel ve’l Ehvai ve’n- Nihal ile ortaya koymaya çalışır (37).

İbni Hazm’ın çağının eğitim sistemi ile ilgili yaptığı eleştiriler ise çok serttir.”İnsanların cehaleti korkunç! O kadar ki, anlamadan okudukları Allah’ın Kitabının ayetleri ile çocuklarını azarlamaya kalkıyorlar”(38).

Diğer Eserleri: Ahlak’un Nefs, Kitab’ul İmame ve’l Hilafe, Müdavati’n Nüfus, Kitab’ül Ahkâm li’Usul’il Ahkâm, Kitab’ul İcma, Kitab’üt Takrib, Es- Sada…(39)

İbn Cebirol(1020-1070): Büyük Yahudi şair ve filozof. Temel eseri, Hayat Kaynağı’nda Yahudi inancının, özetlenerek sistematik bir şekilde verilen İbn Meserre felsefesinin ve Aristoculuğun bir sentezidir (40).

İbn Bacce (1090-1139): Endülüs’te ilk uyanışını daha önce İbn Meserre ile yapan ve İbn Cebirol ile de Yahudi uyarlaması içinde boy atan ve gelişip zenginleşen İslam felsefesi, İbni Bacce ile sistemli bir şekilde ve kendine has istikametiyle tam anlamıyla gün yüzüne çıkar (41).

Doğu’da İslam felsefesinin ‘katledildiği’ bir dönemde İslam felsefesini, ”Beşer düşüncesinin yıllıklarına kaydedilmiş muazzam bir vakıadır” şeklinde tanımlayan Ernest Renan’ın bu düşüncesinin oluşmasında şüphesiz İbni Bacce’nin Endülüs’te ona yeni bir soluk vermesinin ciddi bir etkisi olmuştur (42). Eserleri: Yalnız Adamın Tedbiri ve Veda Mektubu adlı eserleri insanın nihai gayesini anlatmak için yazılmıştır (43).

Kadiksli İbn Tufeyl:(1100-1185)İşrakilik ekolünün Endülüs’teki en önemli temsilcisidir. Bu çerçevede yazdığı Hayy bin Yakzan\Uyanık Oğlu Diri adlı eser en önemli eseridir (44). Bu eser daha sonra Daniel Defoe’nin telif ettiği Robinson Crusoe’ın ilham kaynağıdır. Dünyada felsefi romanın ilk örneği olan bu eser 14. yüzyıldan itibaren dünyanın belli başlı dillerine tercüme edilmiştir (45)

İbn Rüşd:(1126-1198) İbni Rüşd’e daha çok Aristo’nun büyük şerh edicisi olarak bakılmıştır. Belki de bu yüzden Batı’da en çok tartışılan, konuşulan bilginlerimizden biridir. Batı’da dogmatik anlayışın ortadan kalkmasında, İbni Rüşd üzerinden yapılan antik kültür okumalarının belirgin bir etkisi olmuştur.

İbni Rüşd, hem felsefenin hem de dinin gerçek olduğuna dair derin bir inanca sahipti. Ona göre hem felsefe hem de vahiy gerçektir ve bu yüzden onlar arasında bir ihtilaftan, bir zıtlaşmadan bahsetmek mümkün değildir.(46) İbni Rüşd; İslam düşüncesine dogmatik değil tenkitçi bir yaklaşım getirmiş, eleştirel bir felsefe armağan etmiştir.


Kur’an’a uygun olarak tefekkürü ve aklı yücelten ve onların ulaşabilecekleri son noktaya kadar hakkıyla kullanılmasını isteyen, ama sınırlarının ve ön kabullerinin bilincinde olan tenkitçi bir felsefe… Akıl ve tefekkürümüzün bütün sınırlarını kullandıktan sonra da, idrakimizin ermediği noktaları bize açıklayıp gösteren vahye tam bir teslimiyetle bağlanmayı öğreten bir felsefe… Ona göre felsefe, bize Allah’ın ne olmadığı bilincini kazandırarak kurtarıcı bir rol oynar.(47)


Eserleri: El Külliyat fi’t Tıbb, El-Mantık, Kitab-ı Faslul-Makal, Tahâfüt üt-Tahâfut, Kitabu Keşfü’l-Menahicü’l Edille, Mukaddemat, Nihayet-ül-Müctehid, Et-Tahsil, Kitab-ül Hayevan, Zaruri, Telhisü İlahiyyat-ı Nikolavus, Şerhü Kitab-ün Nefs li Aristotales, Şerhu Kitab-üs-Sema ve-Âlem li-Aristales, Makale fil-Kıysas, Kitabü Mabadet-Tabia, Makhale fi Cevher il-Felek, vb.

Başhaham ve Üstad Musa İbn Meymun:(1135-1204) Döneminde Endülüs’teki Yahudilere liderlik yapan ve birçok devlet makamında görev alan Yahudi bilgin. Felsefe çalışmaları ile Batı felsefesine öncülük etmiştir. Akinolu Thomas, Leibniz ve Spinoza gibi önde gelen pek çok Batılı filozof onun fikirlerinden istifade etmiştir (48). Eserleri: Delaletü'l - Hairin, Kitab Tedbir el-Sıhhat, Kitabü's – Sirac, Makale fi Sinaati'l – Mantık, Mişna Tora vb.

Mürsiyeli İbni Arabî (1165-1241): İslam dünyasında 12. yy da başlayan felsefe karşıtı hava kimilerine göre, İbni Rüşd ile birlikte İslam felsefesinin bittiği tezini ortaya çıkarır. Tezin yanlışlığını savunanların en güçlü delilleri, Endülüs’te İbn Arabî ve Pers’te Sühreverdi’dir.

İbni Arabî, Eflatun’dan ciddi manada etkilenir. Öyle ki İbni Arabî’nin lakaplarından biri İbn Eflatun’dur. Eserleri: Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye, Fusûsu'l-Hikem, Kitabu'l-Esfar, Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil, Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm, Tedbiratı İlahiye, Kitâbü'l-Fenâ Fi'l-Müşâhede vb.

İbn Baytar: Tabip ve edip olarak bilinir. Başlıca eserleri: Tezkiret ibni Baytar fi’t Tıb, Cami’ül Edviyet ‘ül Müfride, Kitab’ül Ef’al El –Acibe ve’l Havas el Garbiye…

İbn Hayyan, El Besti, İbni’r Rumiyye, El Mağribi, El Mukri, el-Gafıki, Nasırül Ezdi, Salih el Kahtani, Mesleme el Mecriti, Zerkali, Cabir bin Eflah gibi bilginlerin isimlerini zikretmekle iktifa edeceğiz (49).

“İspanya’ya ve onun kültürüne duyduğu köklü bağlılığın”(50) eserlerinde derin iz bıraktığını dile getiren İbni Haldun, öğretim metotları meselesiyle ilgili olarak, tenkitçi ve yaratıcı düşüncenin aleyhine olarak hafızayı şişirdikçe şişiren Endülüs Maliki fukahasının uygulamalarını yerden yere vurur: ”Bu metot, eğitim ve öğretimin gelişmesi açısından zararlıdır(…)” Gerçekten de bu yöntem, öğrenciyi sonuçlara hazırlamadan önce kendi sonuçlarını önceden vererek onu tam bir kafa karışıklığına sürüklüyor. Öğrencinin “üzerinde çalıştığı kitabın içeriğini anlamasına “ yardım etmek yerine, öğrenci o içeriği “ezberlemeye” mecbur ediliyor(51). Başlıca eseri, Unvan’ül İber ve Divan’ül Mübteda ve’l Haber…


5-Endülüs Havzası’nın Etkileri


Arapların geri çekilişine yol açan o ilk savaşın kazanıldığı İspanya’nın kuzeyindeki Kovadonga mağarasının duvarlarına ”İspanya burada başladı!” yazısı kazındığında, İspanya’nın İslam’a karşı verilen yedi yüz yıllık bir mücadele sonunda ortaya çıktığına insanlar inandırılmak istendi. Oysa böyle bir iddia, İspanyol kültürünü inanılmaz derecede yoksullaştırır. Çünkü Endülüs İslam’ı, İspanya kültür mirasının tamamlayıcı bir parçasıdır.

Dahası bu, bütün Avrupa kültürünün kolunu kanadını kırmak demektir. Çünkü “İlk Rönesans” 16. yüzyılda İtalya’da başlamadı, tam aksine on dört asır önce İspanya’da, Kurtuba Üniversitesi’nde başladı. Bacon, deneysel bilimin ilk ilkelerini oradan öğrenip almıştı. Yine orada, Toledo Piskoposu Raymond’un teşvikiyle gerçekleştirilen Arap yazarların eserlerinin tercüme edilmeleri sayesinde de antik (Yunan) kültür gün yüzüne çıkarılabilmişti. Aristo, Kurtuba’nın meşhur üniversitesinde saltanat sürüyordu. (52)

12. yy ın sonuna doğru, İbni Rüşd otoritesinin zirvesinde iken Hristiyan Toledo(Tuleytula)yla Müslüman Kurtuba arasında hiçbir “demir perde” yoktu. Bu büyük Aristocu filozofların düşüncesi, Müslüman merkezlere nispetle Hristiyan Avrupa’ya daha kolay nüfuz ediyor ve Ortaçağ Hristiyanlığının en büyük entelektüel kazanımını, yani Aziz Thomas Aquinas felsefesini harekete geçiren büyük muharrik gücün önemli bir kısmını oluşturuyordu (53).

İspanya tarihi uzmanı olmayan bir iktisat tarihçisi, konuyu şöyle özetlemiştir:” Kuzey; bilimde, tıpta, tarımda, endüstride veya medeni hayatta en üst düzeye ulaşmak istiyorsa, bunu öğrenmek için İspanya’ya başvurmalıdır.” (54)

854’te bir Hristiyan yazar durumu şöyle tasvir etmekte idi:” Bizim hrıstiyan gençlerimiz, zarif davranışlar ve akıcı konuşmalarıyla gerek giyim kuşamlarında gerekse de biniciliklerinde taklidi tavırlar sergilemekte, putperestlerin ilimlerini öğrenmek için birbirleri ile yarışmaktaydılar; Arap belagatine büyük bir hayranlık duymakta ve onu hevesle kullanmaktalar. Kildanilerin yani Müslümanların kitaplarını bir nefeste okumakta ve onları heyecanlı bir şekilde tartışmaktalar. Her türlü belagati kullanmaktaki başarılarıyla ün kazanmışlar, kilise edebiyatının güzelliğinden ise habersizler.”(55)

Eczacılık alanında Ebulkasım Ezzehravi’nin yazdığı Düstur’us- Saydale adlı eser beş yüzyıl boyunca Batı’da kaynak eser olarak okutulmuştur. Bunun yanında İbni Rüşd’ün İbni Arabî’nin ve benzeri birçok bilginin eserleri yüzyıllarca Avrupa üniversitelerinde ders olarak okutulmuştur.

Fuat Sezgin’in vurgusu ile birçok çalışma da Avrupalılar tarafından isim zikredilmeden çevrildiği, neşredildiği için Endülüs’ün Avrupa üzerindeki etkisi tam olarak çıkarılamamıştır. Yakın zamanda yapılan bazı karşılaştırmalı çalışmalarla birkaç neşirde bu tespit edilebilmiştir.

Mesela, Galen’in kendi adıyla göze dair bir kitabı vardı Avrupa’da.1928 yılına kadar bu kitap onun zannedilirdi. Julius Hirschberg adlı Yahudi kökenli bir Alman bilgini bunun Huneyn bin İshak’ın kitabının bir tercümesi olduğunu keşfetti. Hirschberg İslam’da göz tıbbının 10. yy’da, Avrupa’da 18. yy düzeyinde olduğunu göstermiştir. Yine İbni Sina’nın taşa dair kitabı, 20 yy’a kadar Aristo adı altında tedavüldeydi(56).

Zorla Hristiyanlaştırılmış Müslümanların (Moriskoların) İspanya’da var olma mücadelesini verdiği bir ortamda yayımlanan Don Kişot ile Cervantes’in gözümüze sokmak istediği dram, Endülüs’ün o sırada son nefeslerini verdiği derin kimliğidir. İlk roman sayılan kitabın son sayfasına kadar “ kayıp cennet” addettiği Endülüs’ün nabız vuruşları ve kısık sesi duyulur.


Don Kişot’,dünyaya’ Altın Çağ’da değil de Demir Çağı’nda geldiğini söyletip hayıflanırken Cervantes’in kastı, Endülüs’ün bu ülkeye yaşattığı altın çağdan sonra içine yuvarlanılan ahlaki, sosyal, iktisadi ve kültürel bozulma ile sefalettir. Aynı zamanda bu çağda yaşadığından duyduğu utanç, sızar satır aralarından(57).


6-Endülüs Sonrası İspanya


Son kale Granada 1492’de düştükten sonra İspanyollar kısa sürede verdikleri sözlerin hepsinden caydılar ve Müslüman ile Yahudilere din değiştirme konusunda baskıda bulunmaya başladılar. Önce takiyye yaparak bulundukları toprakları terk etmeye yanaşmayan Müslümanlar için(yeni adlarıyla moriskolar) 1609 ve 1614 yılları arasında sürgün fermanları çıkarıldı ve sonuç olarak tahminen yarım milyon kişinin Kuzey Afrika’ya göç ettiği ifade edilir (58).

Yerli halkla yapılan evlilikler ve tebliğ faaliyetleri ile İslam’a giren Müslümanlarla birlikte nüfusunun çoğu Müslüman olan Endülüs’ten Müslümanlar çekildikten sonra yerli halkın uzun yıllar nasıl tarım yapılacağını bilemediği ifade edilir (59).

Yine yapılan baskı ve sindirme politikalarının temelinde sindirilmiş ama topraklarını terk etmeyen Müslüman düşüncensin etkili olduğu görülmektedir. Nerede ise yüzyılı bulan baskı ve şiddet siyasetinin sonuç vermediği anlaşılınca, toplu sürgün kararı çıkmış ve tarihin altın bir sayfası kapanmıştır.

Ekonomisinden siyasetine, toplumsal uzlaşı modelinden, sanat anlayışına kadar birçok yönüyle Endülüs hala keşfedilmeyi bekleyen bir hazine değerindedir.


Kaynakça:


1- Prof. Dr. Lütfi Şeyban, Endülüs’ün Serencamı, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh.9

2- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh18

3- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, a.g.e. , sh 37

4- Prof. Dr. Lütfi Şeyban, Endülüs’ün Serencamı, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh.9

5- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015,sh. 65

6- Roger Garaudy, a.g. e. sh. 305

7- Ziya Paşa, Endülüs Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Osmanlıca metnin çeviri: Yasemin Ödük, Farsça metinlerin çevirisi: Kazım Masumi, Arapça metinlerin çevirisi: Fatma Şahin, Selis Kitaplar, İstanbul 2004, sh. 491

8- Prof. Dr. Zeki Tez, İslam’ın Batı Cephesi, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2014, sh 37

9- Ziya Paşa, Endülüs Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Osmanlıca metnin çeviri: Yasemin Ödük, Farsça metinlerin çevirisi: Kazım Masumi, Arapça metinlerin çevirisi: Fatma Şahin, Selis Kitaplar, İstanbul 2004, sh. 503

10- Yard. Doç Dr. Şevket Yıldız, Endülüslü Olmak, Kurtuba’da Yaşamak, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh.31

11- Ziya Paşa, Endülüs Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Osmanlıca metnin çeviri: Yasemin Ödük, Farsça metinlerin çevirisi: Kazım Masumi, Arapça metinlerin çevirisi: Fatma Şahin, Selis Kitaplar, İstanbul 2004, sh. 492

12- Candido Angel Gonzalez Palencia, İslam Medeniyetinin Batıda Yükselen Yıldızı, , Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015,sh.93

13- Prof. Dr. Zeki Tez, İslam’ın Batı Cephesi, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2014, sh 34

14- Candido Angel Gonzalez Palencia, İslam Medeniyetinin Batıda Yükselen Yıldızı, , Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015,sh.93

15- Prof. Dr. Zeki Tez, İslam’ın Batı Cephesi, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2014, sh 16

16- Bayram Ali Çetinkaya, Ortaçağın Bilim ve Tefekkür Merkezi Endülüs Medeniyeti, Bilge Adamlar Dergisi, Sayı:32, Mart 2013, sh 11

17- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh158

18- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015,sh. 262

19- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015,sh. 268-269

20- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 77

21- Roger Garaudy, a. g. e., sh 296

22- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 79

23- Prof Dr. Salim Aydüz, Endülüs Bilim Dünyasından 10 Âlim 10 Keşif, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015,sh.97

24- Prof. Dr. Zeki Tez, İslam’ın Batı Cephesi, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2014, sh 29

25- Betül Kayhan, Kurtuba Sokaklarında kavuşacağız Endülüs, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh.105-107

26- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.303

27- Prof. Dr. Zeki Tez, İslam’ın Batı Cephesi, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2014, sh 28

28- Yiğit Angın, İslam Mimarisinin Zirvesi Elhamra Sarayı, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4,Kasım 2015, sh.173

29- Yiğit Angın, a. g. e. , sh 174

30- Bayram Ali Çetinkaya, Ortaçağın Bilim ve Tefekkür Merkezi Endülüs Medeniyeti, Bilge Adamlar Dergisi, Sayı:32, Mart 2013, sh 14

31- Robert İrwin, Elhamra, Çeviren Fatma Uslu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007,sh 105

32- Prof Dr. Salim Aydüz, Endülüs’ün Avrupa’ya 10 Muhteşem Hediyesi, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh. 82

33- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.287

34- Roger Garaudy,a. g. e., sh.13

35- Roger Garaudy,a. g. e., sh.65

36- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 123

37- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.89

38- Roger Garaudy,a. g. e., sh.87

39- Ziya Paşa, Endülüs Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Osmanlıca metnin çeviri: Yasemin Ödük, Farsça metinlerin çevirisi: Kazım Masumi, Arapça metinlerin çevirisi: Fatma Şahin, Selis Kitaplar, İstanbul 2004, sh. 448

40- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.107

41- Roger Garaudy,a. g. e., sh.113

42- Roger Garaudy,a. g. e., sh.129

43- Roger Garaudy,a. g. e., sh.113

44- Roger Garaudy,a. g. e., sh.131

45-Prof Dr. Salim Aydüz, Endülüs’ün Avrupa’ya 10 Muhteşem Hediyesi, Derin Tarih Dergisi,Özel Sayı:4,Kasım 2015,sh. 85

46- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 148

47- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.107

48- Prof Dr. Salim Aydüz, Endülüs Bilim Dünyasından 10 Âlim 10 Keşif, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015,sh.87

49- Ziya Paşa, Endülüs Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Osmanlıca metnin çeviri: Yasemin Ödük, Farsça metinlerin çevirisi: Kazım Masumi, Arapça metinlerin çevirisi: Fatma Şahin, Selis Kitaplar, İstanbul 2004, sh. 437-480

50- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 144

51- Roger Garaudy, Endülüs’te İslam-Düşüncenin Başkenti Kurtuba, Çeviren: Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, sh.284

52- Roger Garaudy,a. g. e., sh. 26, 306

53- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 179

54- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, a.g.e., sh 57

55- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, a.g.e., sh 61

56- Fuat Sezgin, Bilim Tarihi Sohbetleri, söyleşi: Sefer Turan, Timaş Yayınları, İstanbul 2013,sh.82

57- Mustafa Armağan,”Elhamra Sarayı’nın Avlusunda Oturup Ağladım, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4,Kasım 2015,sh 15-16

58- W.Montgomery Watt- Pierre Cachia, Endülüs Tarihi, Tercüme: Cumhur Ersin Adıgüzel, Qiyas Şükürov, Küre Yayınları, İstanbul 2015, sh 161

59- Prof Dr. Salim Aydüz, Endülüs’ün Avrupa’ya 10 Muhteşem Hediyesi, Derin Tarih Dergisi, Özel Sayı:4, Kasım 2015, sh. 98


27 görüntüleme

Comments


bottom of page