top of page

Kadim Ülke Suriye’deki Sosyokültürel Talan

Biz bu yazımızda Müslüman coğrafyanın genel durum değerlendirmesi değil de özele inerek Suriye meselesi üzerinde duracağız. Suriye meselesi bizi oldukça yakından ilgilendirmektedir. İslam coğrafyasında bize en yakın olan bölge Suriye bölgesidir. En uzun dış sınır komşumuz Suriye’dir. Uzun süredir pek çok Suriyeli sığınmacı Türkiye topraklarında barınmaktadır. Türkiye sınırına yakın yerlerde gerçekleşen silahlı ve bombalı olaylar Suriye sınırındaki Türk şehirlerinde rahatlıkla duyulabilmektedir. Haliyle Türkiye kamuoyu ve hükümet bu mesele ile yakından ilgilenmektedir.

Bugün İslam coğrafyasının genelinde siyasi çalkantılar, terör olayları görülmektedir. Müslüman topraklarındaki bu halet Müslüman düşünürleri bu alanda fikir yürütmeye sevk etmiştir. Uzun yıllar Fransa’da kalmış, Hindistanlı ünlü âlim Muhammed Hamidullah’a göre bu durum tamamen Batı’nın Müslüman dünya üzerindeki yıkıcı faaliyetleri neticesinde gerçekleşmiştir. Hamidullah’ın öğrencisi olan Türk yazar İhsan Süreyya Sırma ise hocasına kısmen hak vermekle birlikte bu yorumu eksik bulmuş ve içinde bulunulan durumda Müslümanların yanlış tutum ve davranışlarının da etkisi olduğunu vurgulamıştır.


İslam coğrafyası uzun süredir Batı’nın talanı[1] altındadır. Bu talan, kendini hem siyasi hem ekonomik hem de sosyo-kültürel alanda göstermektedir. Bugün Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede neredeyse her yıl hükümet darbelerine, ekonomik krizlere, katliamlara şahit olunmaktadır. Sürekli var olan terör olayları ise işin cabası.



Suriye meselesinde son 11 yıllık süreçte uluslararası bağımsız kuruluşlarca da kayıt altına alınan sayısız katliamlar, kıyımlar, insanlık suçları işlendi. Suriye halkını salt rejim güçleri hedef almıyor. Bununla birlikte başta rejimin en büyük destekçisi olan Rusya ve daha sonra İran, ABD gibi ülkeler de bulunmaktadır. Aynı zamanda DAEŞ, PYD-YPG gibi pek çok taşeron örgüt de eylemlerde bulunmaktadır.


Suriye’de iç savaş 2011 yılının başında başladı. Şubat ayında birkaç okul çocuğu okullarının duvarına rejim karşıtı sözler yazdılar.[2] Rejim karşıtı eylemci çocuklar o dönemde yeni başlayan Arap Baharından etkilenmişlerdi. Olaylarla bağlantı kurabilmek için Arap Baharı üzerinde de durmamız lazım.



“2011 yılında Tunuslu Muhammed Buazizi’nin kendini yakması ile başlayan, ardından Mısır, Libya, Yemen, Suriye gibi ülkelere sıçrayan isyan dalgası Arap Baharı olarak isimlendirilmiştir”.2 Birkaç istisna dışında genel anlamda başarıya ulaşamayan bir dalgalanmadır. Hatta isyanlardan sonra söz konusu devletler daha da çıkmaz bir duruma düşmüşlerdir. Fakat Arap Baharı, Arap toplumu üzerinde fikri olarak devrim niteliğinde etkiler de uyandırmıştır. Bir kere Arap ve islam dünyasında yıkılmaz denilen tabuların yıkılabileceği, değişmez denilen olguların zor da olsa değişebileceği anlaşılmıştır. Arap Baharı ilk defa Tunus’ta başladı. Tunuslu Buazizi’nin kendini yakması isyanın çıkmasında bir kıvılcım görevi görmüştür. “Yapılan yolsuzluklar, insan hayatının hiçe sayılması, özgürlüklerin sürekli baskı altında tutulması özellikle gençler arasında görülen yüksek işsizlik rakamları toplumda büyük bir öfke biriktirmişti”. [3]


Tüm bu sayılan nedenler isyanın kısa sürede büyümesine ve diğer ülkelere sıçramasında etkili olmuştur. O ülkelerden biri de Suriye’dir. Rejimi protesto eden okul çocuklarının tutuklanıp işkence edilmesiyle halk sokaklara döküldü. “Bir yıl kadar süren protesto gösterilerinde kesinlikle barışçıl bir hava vardı. Ne zaman ki asker meydanlara indi ve halkı tutuklayıp katletmeye başladı”. [4] İç savaşların ekseriyatının bu şekilde geliştiğini söyleyebiliriz.


Suriye’de sadece rejim güçleri ve halk çatışması yaşanmıyor. Birçok unsur Suriye üzerinden karşılıklı politikalarını yürütmeye, birbirlerine güç gösterisinde bulunmaya yöneldi. Tüm bu faktörler ülkedeki iç savaşı daha karışık hale getirdi. Öyle görünüyor ki Suriye iç savaşı dünya gündemini uzun bir süre daha meşgul edecek. “Küresel güçlerin savaşın devam etmesi için sağladığı fon Suriye’yi birçok ülkenin üzerinde savaştığı bir ring alanına dönüştürdü”. [5]


Suriye’de rejimin en büyük destekçi ülkelerinden biri Rusya’dır. Suriye Rusya için bir karakol görevinde. Rejime destek mahiyetinde 2015 yılında Suriye’ye giren Rusya sayısız katliamda ve insan hakları ihlalinde bulundu. Kaynaklara geçtiği kadarıyla Rusya’nın Suriye’de masum insanlara yönelik katliamlarının bilançosu şu şekilde: “Rejime destek veren Rusya’nın saldırılarında en az 6 bin 686 sivil hayatını kaybetti, 3.3 milyon kişi evinden oldu, 201 okul, 190 sağlık merkezi, 56 Pazar yeri Rus savaş uçakları tarafından yerle bir edildi. Rusya tüm yaşamsal merkezleri toplam bin 83 kez vurdu”. [6]


Rusya’nın Suriye’de askeri ve siyasi pek çok menfaati bulunmaktadır. Beşar Esed Rusya ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışıyor. Suriye’de rejime destek veren ülkelerden biri de İran’dır. Kendisini Müslüman devlet olarak gösteren İran’ın bu tutumu Müslümanlar arasında büyük bir antipati uyandırdı. Savaş karşıtı Müslüman liderlerden İran’a yönelik eleştiriler görüldü.

Suriye’de uzun zamandır devam eden savaş ülkede ekonomik, sosyal ve kültürel alanda yağmaya sebep oldu. Suriye meselesinde her ne kadar son on yıla yoğunlaşsak da Suriye tarihinde katliamlar, talanlar (yağma) olmuştur. Irkçı ideoloji sahibi hafız Esed’in 1982 yılında Hama’da yaptığı katliam bunlardan biridir. “ 2 Şubat 1982’de ülkenin orta kesimindeki Hama ilindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın rejime karşı başlattığı ayaklanmayı bastırmak için şehri kuşatarak önce havadan bombardıman yapmış, daha sonra topçu atışları ve toplu idamlarla 27 günde on binlerce kişiyi katletmişti”. [7] Baas rejiminin en güçlü olduğu ülkelerden biri Suriye’dir. Esasında doğuş yeri de Suriye’dir. Baas Partisi aşırı Arap milliyetçiliğine dayanır. Suriye yıllarca Baas rejiminin tek parti sistemi ile yönetildi. Uzun süre antidemokratik bir siyasi anlayış görüldü ve bu anlayış halen devam etmektedir.


Suriye islam kültür ve medeniyetinde önemli bir fonksiyona sahiptir. İlk defa Hz. Ömer döneminde fethedilmiştir. O günden beri müslümanlar için önemli bir kültür merkezi olmuştur. Fetihle birlikte pek çok sahabe Arap yarımadasından buraya göç etmiştir.[8] Çok sayıda medrese kurulup İslami ilimlerde öncü bir yer olmuştur. Yakın dönemde ise Suriye’de İhvan-ı Müslimin’in ciddi etkileri görülmüştür. Öyle ki Hama olaylarında rejim esas olarak Suriye İhvanı üzerinden operasyon yürütmüştür. Suriye’de İhvan’ın kurucusu Mustafa Sıbai’dir. İhvan-ı Müslimin’in Suriye teşkilatı 1945 yılında kuruluyor.[9] İslami atmosfer bakımından İhvan’ın etkisi büyük olmuştur. İhvan Suriye teşkilatının diğer bilinen üyeleri ise Said Havva ve Şeyh Muhammed Hamid’dir. “Şeyh Muhammed Hamid, yalnız Hama’da değil, bütün Suriye’de İhvan çizgisinin ilk temsilcilerinden biri olarak hatırlanıyor. Onun en seçkin öğrencilerinden Said Havva (1935-1989) Suriye İhvan hareketinin dünya çapında tanınmış liderlerindendir”.[10]



“Dımeşk’i (Şam) ele geçiren Müslümanlar şehir dokusuna herhangi bir zarar vermediler. Dımaşk halkına din özgürlüğü tanındı. Hiçbir baskıya maruz kalmayan Hristiyanların zaman içinde ihtida ettikleri anlaşılmaktadır”.11 Suriye Müslümanlarla birlikte imar olmuştur, tezini doğrulayacak pek çok unsur vardır Suriye’de. Şam, yıllarca Emevi devletinin başşehri olmuştur. Suriye de diğer Ortadoğu ülkeleri gibi birçok devlet tarafından hegemonya altına alınmaya çalışılan bir coğrafyadır. Siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluklar da ülkenin bulunduğu durumu içinden daha da çıkılmaz hale getiriyor. Memurlar arasında artan rüşvet olayları, Suriye istihbarat servisinin halk üzerinde tedirginlik uyandıran tutumu ülkeyi politik ve sosyokültürel olarak çıkmaza sokan etmenlerden birkaçıdır. Raporlara ve basılı medyaya yansıyan hükümet menşeli pek çok hadise mevcuttur. “Esed kendi taifesine gelir sağlamak için ülkenin tüccar ve varlıklı ailelerinin özellikle dinine bağlı gençlerini sudan bahanelerle tutuklatıyor ve yıllarca ailelerden, çocuklarından haber getirme bahanesiyle yüklü paralar sızdırıyor, onları haraca bağlıyordu”.12 hükümetin bu yöndeki tutumları, Suriye halkının Arap Baharı rüzgarına sert bir şekilde katılımına neden olmuştur.


Suriye’de başlayan ve uzun zamandır devam eden iç savaş Suriye uleması arasında “rejime mi destek verilmeli yoksa muhaliflere mi” şeklinde bir polemik başlattı. Bu konuda hem Suriye uleması kendi arasında hem de diğer ülkelerdeki Müslüman düşünürler arasında ayrılıklar yaşanmıştır. Bir kısmına göre İslam’da ulu’l emre itaat farzdır, aksi ileri sürülemez deyip muhaliflere karşı çıkarken, diğer bir kısmı da “İslam’da ulu’l emre olan farziyet eğer ulul emr Şeriatın hududu çerçevesinde kalmışsa, bağy olmamışsa mümkündür” şeklinde argümanlar ileri sürmüşlerdir. Mısırlı ünlü fıkıhçı Yusuf el- Karadavi’ye göre kesinlikle muhalifleri desteklemeli ve Esed’e karşı çıkılmalıdır. Suriyeli alim Ramazan el- Buti ise “”mevcut ulu’l emre itaat edilmelidir. Muhalif olmak işleri daha içinden çıkılmaz hale getiriyor. Daha fazla kan akmakta” şeklinde görüş belirtmiştir. Bu fikri ayrılık haliyle halka da sirayet etti. Suriye halkından rejime şiddetle karşı çıkanlar olduğu gibi rejimi destekleyenler de görüldü.



Kaynakça:

1) Abir En Nahas, Gerçek Hayat Dergisi, sayı 1056, sh 34.

2) ÖZER Kemal, “Arap Kışı Amerikan Baharı”, Gerçek Hayat, sayı 1056, sh 01

3) AMMAR Hacer, “Tunus Arap Baharının Beşiği”, Gerçek Hayat, sayı 1056, sh 23

4) Abir En Nahas, Suriye İçin 10 Yıldır Mücadele Devam Ediyor, Gerçek Hayat, sayı 1056,sh34

5) KÖMÜRCÜ Mehmet Can, Suriye’de Neden İç Savaş Çıktı, Milliyet.

6) 4 Yıldır Suriye’de Olan Rusya’nın Bilançosu, Yeni Şafak, 2019

7) Hama Katliamının Tanığı, Anadolu Ajansı, 2021

8) islamansiklopedisi. org.tr, Şam

9) Kılınç, Taha, Savaştan Önce Suriye, KETEBE, 2021

10) Kılınç, Taha, Savaştan Önce Suriye, KETEBE, 2021

11) islamansiklopedisi.org.tr, Şam

12) HAFEZ Samir, Esed’in Suriyesi Yaşanacak Ülke Değil, Gerçek Hayat, sayı 1056, sh 47

[1] Çalışmamızda “talan” kelimesini sömürgecilik ve emperyalizme alternatif bir kavram olarak kullanıyoruz.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page