top of page

Şeyh Ömer en-Nurani (d.?/ v.1896) Hayatı ve Şahsiyeti

Güncelleme tarihi: 14 Şub 2023



Giriş


Anadolu coğrafyası İslam’la tanıştıktan kısa bir süre sonra hilafet merkezinin İstanbul’a gelmesiyle beraber İslam dünyasının merkezi haline gelmiştir. Bu merkezi rol vesilesiyle gerek Orta Asya gerekse de Avrupa da bulunan Müslümanların uğrak noktası olmuştur. Birçok ilim erbabının yanı sıra mutasavvıflar ve sufiler çeşitli sebeplerle bu coğrafyaya uğramış kimi burayı bir uğrak noktası olarak görürken Bâhâeddin Veled gibi alimler burada kalıp buranın yerlisi olmayı başarmışlardır.

İslam’ın dünyaya yayılmasıyla beraber çeşitli İslam devletleri de teşekkül etmiş ve asırlar boyunca halkını adalet üzere yönetmiştir. 20. Yy’ın başlarından itibaren İslam devl

etlerinin yaşamış olduğu medeniyet krizleri İslam toplumunun da bozulmasına zemin hazırlamıştır. Burada belirtmek gerekir ki bu krizlere karşı en sağlam mücadeleyi tasavvuf ve tasavvuf erbabı vermiştir. Sözgelimi Senegal’de Ahmed-ü Bamba, Rusya’da Şeyh Zeynullah Resulev, Türkiye’de Mehmed Zahid Kotku gibi önemli şahsiyetler çeşitli alanlarda büyük mücadeleler vermişlerdir.

İşte bu makalede bu önemli şahsiyetlerden biri olan ve Adıyaman ilinin Kâhta ilçesine bağlı Gölgeli (Çınar/Bervedol) köyünde metfun bulunan ve bölgenin en etkili isimlerinden biri olan Irak asıllı Şeyh Ömer Nurani (k.s.)’nin hayatı anlatılmaya çalışılacaktır.


Hayatı ve Ailesi


Aslen Iraklı olup ehl-i beytten olan bir aileye mensuptur. Doğum tarihi bilinmemektedir. Mekke, Medine ve Şam’da ilim tahsili görmüş ve Siirt’in Eruh ilçesi ile Cizre arasında kalan Basiret köyünde ilmini tamamlayarak icazet almıştır. Şeyhi, Aktepeli Şeyh Hasan Nurani (v.1863)’dir. Bu zat icazetini Şeyh Salih es- Sibki (v.1852)’den o da icazetini Şeyh Halid el-Cezeri (v.1839)’den almıştır. Şeyh Halid el-Cezeri (k.s.) ise Şeyh Mevlâna Halid-i Bağdadi (v. 1827)’nin önde gelen halifelerindendir.[1]

Şeyh Ömer-i Nurani’nin Oğlu Şeyh Hasan ve torunlar Şeyh Şevket ile Şeyh İbrahim, Çınar ziyareti olarak da bilinen türbede (Aile Mezarlığında) kendisinden başka oğulları Şeyh Salih, Şeyh Hasan ve Küçük Şeyh Ömer’in türbeleri ve torunları Şeyh Şevket, Şeyh Aziz, Şeyh Şükrü, Şeyh Hamit, Şeyh Mehmet Can, Şeyh İbrahim, Şeyh Ramazan, Şeyh Sabri ve Şeyh Mehmet’in de mezarları bulunmaktadır.

Ayrıca Şeyh Salih’in oğulları Şeyh Emin ve Şeyh Mehmet Ali’nin türbeleri Şanlıurfa ilinde Şeyh Sabri’nin oğlu Şeyh Emin’in Türbesi de Adana ilinde bulunmaktadır. Şu anda 2014 yılı itibariyle Kahta, Adıyaman ve Şanlıurfa’da yaşamlarını sürdüren bazı aile büyükleri: Şeyh Kadir, Şeyh Mehmet, Şeyh Salih, Şeyh Hasan, Osman ve Abdurrahman Süzen’dir.


Şeyh Ömeri Nurani Mekke'den Medine’ye oradan da Siirt İli yolu üzerindeki Beşiriye kasabasına ve son olarak Adıyaman ili Kahta ilçesi Gölgeli (Bervedol) köyüne gelmiştir. 28. göbekten Ehl-i Beyt soyundandır.

Menkıbeler

  • Şeyh Ömer Nurani, Alevi Bektaşi inancına sahip olan Gölgeli (Bervedol) köyüne geldiğinde Şu anda Mezarının bulunduğu yerde konaklamıştır. Köyün dedesi ve ileri geleni konumunda olan dede “bunlar kim buraya gelmişler, kimin nesi” diyerek birkaç kişiyle beraber bu zatla tanışıp konuşmaya gider. Şeyh Ömeri Nurani kendini tanıtır, ehl-i beyt soyundan olduğunu ve yurt edinecek bir yer aradığını söyler. Ancak yorgun düştükleri için bu gece burada konaklamak zorunda olduklarını söyler. Dede ise biz misafirperver insanlarız, sizin bu gece dışarıda kalmanıza gönlümüz razı olmaz, bizi üzer ve de yakışık almaz diyerek, şeyhi evine davet eder. Şeyh Ömer-i Nurani bize ilişmeyin biz sizden razıyız dese de dedenin ısrarlarına dayanamayıp Ailesiyle birlikte misafir olmayı kabul eder. Yemekler yenilip ikramlar yapıldıktan sonra, Dede: Şeyhim Ehl-i Beyt soyundan olduğunuzu söylediniz, bize bir keramet, bir hüner gösterebilir misin demiş. Bunun üzerine Şeyh Ömer Alevi dedesine dönerek “Dedem bağışlayın sorunuza soruyla cevap vereceğim yaşınız hayli ilerlemiş ama eviniz çok sessiz çocuklarınız yok mu? ” diye sormuş. Dede “evet doğrudur şeyhim çocuklarımız olmuyor, Rabbim bize çocuk vermedi” demiş. Şeyh Ömer-i Nurani “Dedem keramet mi istiyorsunuz buyurun o halde dışarı çıkalım” demiş. Dışarı çıktıklarında Şeyh Ömer yerde bulduğu kuru bir dut dalını “Ya Allah Ya Bismillah” deyip yere gömmüş. İşte size keramet demiş ve odasına çekilmiş, kimse bir şey anlayamamış bu nasıl keramet deyip söylene söylene evlerine gitmişler. Sabah kalkıp bakmışlar ki ne görsünler o dal koca bir dut ağacı olmuş ve mevsimi olmadığı halde üzerinde dutlar varmış. Bunu gören dede eğilip Şeyh Ömer’in ellerini öpmüş ve dile benden ne dilersen demiş. Şeyh Ömer- dedeye sen ve eşin bu dutlardan yiyin, inşallah çocuklarınız olacaktır demiş. Gerçekten de dedenin çocukları olmuş ve soyu halen devam etmektedir. Bu günkü lakapları da (Male Osi Dede) derler. Bunun üzerine köy halkı ve dede şeyhe köylerinde kalıp burayı yurt edinmesini çok arzu etmişler. Şeyh kabul etmiş ve buna karşılık dedeye el vererek bundan böyle ağız içi yaralarına üflediğinizde iyileşsin inşallah diye dua etmiş, halen şeyhin ve dedenin soyundan olanlar, ağız yaralarına üflediklerinde iyileşmektedir.

  • Şeyh Ömer Baba bir akşam Taşkale (Tığınkar) Köyü Rezan mezrasında Hüseyin adındaki müridini yanına alarak, saniyeler içinde gidip Kars’ta yapılmakta olan savaşa katılmışlar. Hüseyin Efendi Şeyhinin orada şehit düştüğünü, ancak yeşil cübbeli beyaz atlı birinin gelip kucaklayıp kaldırdığını gözleriyle görmüş. Mürit Hüseyin: “Baba sen öldün sonra o adam geldi sen geri kalktın neler oldu, kimdi o adam” dediğinde, Şeyh Ömer: “sus sesini çıkarma burada işimiz bitti haydi gidelim” demiş. Göz açıp kapatıncaya kadar Adıyaman’a geri dönmüşler. Önce müridini eve bırakmış ve onunla vedalaşarak şöyle demiş: “O gelip beni savaş meydanından kaldıran peygamber efendimizdi. Cuma günü sabah yanıma gel eyer yaşıyor isem ziyaretime gelmiş olursun ama kesin bir ihtimalle ölmüş olacağım o zamanda beni yıkayıp defin etme görevini yerine getirirsin. Mürit Hüseyin cuma sabahı Gölgeli köyüne gittiğinde şeyhinin vefat ettiğini görür, defin işlemlerinden sonra ise başlarından geçenleri anlatarak aslında onun Kars savaşında şehit düştüğünü açıklar.

  • Adıyaman’da Atatürk Baraj Gölü yokken kışları çok sert ve karlı geçermiş, dolayısıyla akar sularda daha gür ve canlı akarmış, işte öyle bir zamanda Şeyh Hasan’ın oğlu, Şeyh Ömer-i Nurani’nin torunu, Şeyh Şevket Kahta’da vefat etmiştir. Gölgeli köyüne götürmek üzere Kahta Çay’ının önüne getirmişler. Duyan herkes gelmiş yüzlerce kişi varmış orada, iyi yüzme bilen dört genç soyunmuş tabutu karşıya geçirmek için suya girip tabutu aralarına almışlar, bir de bakmışlar ki tabut aralarından kayıp gitti, hem de hiç akıntıya kapılmadan dümdüz gidiyor. Gençler tabutun peşinden gitmeye çırpındıklarında ise suyun üstünde koşar adım gittikleri görülmüştür. Kıyıda bekleyenler gençlerin suya batmadığını görünce, yüzme bilen bilmeyen herkes Ya Allah! Ya Bismillah! medet ya Şeyh Ömer-i Nurani deyip çaya atlamışlar, hepsinin çaydan yürüyerek geçtiği görülmüş ve bilinmektedir.

  • Ramazan ayında ve cuma geceleri Şeyh Ömer-i Nurani türbesinden zikir seslerinin köye kadar ulaştığı söylenmektedir. Başta çocuğu olmayanlar ve ağız yarası olanlar olmak üzere değişik dilekler için türbe ziyaret edilmektedir. Dilek tutup Allaha dua edilir. Adı geçen dut köyün içindeki caminin yanındadır. Bu dutun meyvesinden alınıp yenilir. Dileği kabul olanlar kurban kesip lokma dağıtırlar.

Şeyh Ömer’i Nurani türbesi Adıyaman Kahta İlçesine bağlı Gölgeli (Bervedol) köyünde ulu bir çınarın altında bulunmaktadır.


[1] Hüseyin ÇULHA, Adıyaman Velileri ve Akçalı Köyünde Doğan Bir Güneş Hacı Efendi(Ankara: Kalkan Matbaa, 2018), 73.

287 görüntüleme

Comentarios


bottom of page